İLAHİ ŞİFA RAHMETİ

TEK ŞİFA KAYNAĞI ALLAH(C.C)'IN ADIYLA
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» HAKSIZ YERE HAPİSTEN KURTULMAK İÇİN
Çarş. Haz. 02, 2010 2:51 am tarafından bilalhoca

» HER HASTALIĞA ŞİFASI KESİN OLAN BİR ÖRNEK DUA (HEDİYEM)
Çarş. Haz. 02, 2010 2:35 am tarafından bilalhoca

» YILDIZLAR BURÇLAR VE YILDIZNAME SAHTEKARLIĞI
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:27 am tarafından bilalhoca

» HER TÜRLÜ KAZA VE BELADAN KORUNMAK İÇİN
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:13 am tarafından bilalhoca

» DARGINLARIN BARIŞMASI İÇİN
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:12 am tarafından bilalhoca

» KARI VE KOCA GEÇİMSİZLİĞİNİ ÖNLEME İÇİN
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:11 am tarafından bilalhoca

» GENEL HASTALIKLAR İÇİN
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:10 am tarafından bilalhoca

» BAŞ AĞRILARI İÇİN DUA
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:09 am tarafından bilalhoca

» AĞRI VE SIZILAR İÇİN AYETLER VE DUA
Ptsi Mayıs 31, 2010 1:09 am tarafından bilalhoca

Haziran 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
   1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
TakvimTakvim
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

Sosyal bookmarking sitesinde İLAHİ ŞİFA RAHMETİ adresi saklayın ve paylaşın

Sosyal bookmarking sitesinde İLAHİ ŞİFA RAHMETİ adresi saklayın ve paylaşın

Paylaş | 
 

 SİHİRDEN KORUNMAK İÇİN DUA VE ZİKİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
bilalhoca
HAVAS
avatar

Mesaj Sayısı : 109
Kayıt tarihi : 11/05/10
Yaş : 51
Nerden : Denizli

MesajKonu: SİHİRDEN KORUNMAK İÇİN DUA VE ZİKİR   Salı Mayıs 11, 2010 8:59 am

Sihirden Korunmak İçin Okunacak
Âyet, Dua ve Zikirler:
1. Farz namazların peşinden selâm verdikten sonra
yapılan otuz üçer kere subhânallah, elhamdulillah ve Allahuekber
zikirlerinin ardından ve yatmadan önce Âyetü’l-
Kürsî okumak. Âyetü’l-Kursî, Kur’ân’daki en yüce âyet
olup şöyledir:

““Allah, O’ndan başka hak ma'bûd yoktur; O, diridir,
kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde
ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun
katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve
yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.) O’nun
bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir
şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri
içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O, yücedir, büyüktür.”
2. İhlâs sûresini okumak:

“De ki: Allah birdir. Allah sameddir. O, (çocuk sahibi
olmak sûretiyle) baba olmamıştır ve (bir başkasından da)
doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.”
3. Felak sûresini okumak:

“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü
zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan
kadınların şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin
şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!”
4. Nâs sûresini okumak:

“De ki: Sinsi yollarla insanların göğüslerine vesvese
veren insan ve cin şeytanlarının şerrinden insanların
ilâhına, insanların hükümdarına ve insanların Rabbine
sığınırım!”
Bu üç sûre (İhlâs, Felak, Nâs), farz namazların peşinden
birer kere, gündüzün başıda yani sabah namazının
ardından ve gecenin baş tarafında yani akşam namazının
ardından ise üçer kere okunur.
5. Gecenin baş tarafında (yatmadan önce) Bakara
sûresinin son iki âyetini okumak. Bu âyetler şunlardır:

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene
iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.
«Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız.
İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş
sanadır» dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği
ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine,
yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya
hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden
öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey
Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi
affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler
topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bakara, 285-286)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’den sahih olarak
şöyle rivâyet edilmiştir: “Kim geceleyin Âyetu’l-Kursî’yi
okursa, sabaha kadar onun üzerinde Allah tarafından bir
koruyucu olur ve şeytan da ona yaklaşamaz.”(163)
Yine sahih olan bir diğer rivâyette Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Bakara sûresinin son
iki âyetini kim okursa, gece boyu o iki âyet ona yeter.”(164)
İmam Nevevî, bu hadis hakkında şöyle der: “Yani, o
iki âyet, ona gece namazı yerine yeter. Şeytana ve afetlere
karşı yeter, anlamında olduğu da söylenmiştir. Bütün bu
sayılanlara yeter, anlamında olması da muhtemeldir.”(165)
6. Gece, gündüz, evlere girildiğinde, hava, kara ve deniz
yolculuklarında herhangi bir yerde konaklama yapıldığında:
“Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam ve mükemmel
kelimelerine sığınırım.” duasını çokça okuyup Allah’a
sığınmak da koruyucu önlemlerdendir. Nitekim Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim herhangi
bir yerde konaklar da:

“Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam ve mükemmel
kelimelerine sığınırım.” derse, konakladığı o yerden
ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar vermez.”(166)
7. Yine gündüz ve gecenin baş tarafında üç kere:

“Allah’ın adıyla. O’nun adı okunduğunda ne yeryüzünde
ne de gökyüzünde hiçbir şey zarar veremez. O,
(her şeyi) işiten ve bilendir.” duasını okumak da koruyucu
tedbirlerdendir.(167) Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem’den bu duayı okumaya teşvik eden sahih rivâyetler
gelmiştir. Ayrıca bu dua, her türlü kötülükten korunmaya
vesiledir.
Buraya kadar sayılan âyet, dua ve zikirler; şâyet samimiyetle,
imanla, Allah’a güvenip dayanarak ve ifade ettiği
anlamlara gönülden inanarak devamlı olarak okunacak
olursa, hem sihre hem de diğer kötülüklere karşı korunma
noktasında en önemli tedbirlerdendir.(168)
Medine hurmalarından olan yedi tane acve hurması
yemek de sihre karşı koruyucu önlemlerden biridir. Medine
hurması olmasa dahi herhangi bir tür hurmanın yenilmesinin
de aynı etkiyi yapacağı söylenmiştir. Âmir b. Sa’d
babası Sa’d radıyallâhu anh’dan şöyle rivâyet etmiştir:
“Kim her gün birkaç tane acve hurmasını sabah vakti
yerse(169), o gün akşama kadar ona ne zehir ne de sihir zarar
vermez.”(170)
Âmir b. Sa’d’dan gelen diğer bir rivâyet ise şöyledir:
Sa’d’ın şöyle dediğini duydum: Allah Rasulü sallallahu aleyhi
ve sellem’i şöyle derken işittim: “Kim yedi tane acve hurmasını
sabahleyin yerse, o gün ona ne zehir ne de sihir zarar
vermez.”(171)
İlk hadiste geçen “akşama kadar” ifadesinden anlaşılan
şudur: Acve hurmasında bulunan ve onu gündüzün
başında yiyen kişiyi sihir ve zehirin zararından koruyan
özellik gecenin girmesiyle ortadan kalkmaktadır. Yine
“gün” kelimesinin mutlak olarak kullanılmasından onunla,
fecir ya da güneşin doğuşundan güneşin batışına kadar
geçen zaman diliminin kastedildiği ve gecenin girmesinin
şart olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu yedi hurmayı gecenin ilk vaktinde yiyen kişinin,
onları gündüzün başında yiyen kimse gibi olup olmayacağı
ve ona da sabaha kadar sihir ve zehirin zarar verip vermeyeceği
ile ilgili olarak hadisin rivâyet tariklerinde hiçbir
bilgiye rastlamadım.
Hurmanın gündüzün başında yenmesinin özelliğine
gelince anlaşılan o ki, hurma o vakitte çoğunlukla aç
karnına yenmiş olur. Dolayısıyla da hurmanın -oruç tutan
kimsede olduğu gibi- onu geceleyin aç karnına yiyen kişinin
vücuduna işlemesi muhtemeldir. Yine hadisten bu işi
devamlı yapmak gerektiği de anlaşılmaktadır.”(172)
İbnu Kayyimi’l-Cevziyye rahmetullahi aleyh Allah teâlâ’nın
izniyle büyücülerin şerrini defedecek olan on vesile
zikretmiştir.(173)
Biz de bunları özetle aşağıda veriyoruz:
1. Birinci vesile: Büyücülerin şerrinden Allah’a sığınmak
ve O’na dayanıp yönelmektir. Nitekim Felak sûresinde
kastedilen de budur. Zira Allah teâlâ, kulun kendisine sığınıp
yalvarmasını işiten ve kendisine karşı sığınma istediği
şeyi de bilendir. Burada “işiten” kelimesiyle sıradan işitme/
duyma değil, işitip icabet etme anlamı kastedilmektedir.
Bu, aynı namaz kılanın söylediği: “Allah kendisine hamd
edeni işitti” sözü gibidir. Yine İbrahîm aleyhisselam’ın şu
sözü de bu türdendir: “Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(174)
Allah teâlâ, Kur’ân’da “işiten” ismini bazen “bilen” bazen
de “gören” anlamındaki isimleriyle birlikte zikreder.
Nitekim O’na sığınan kimsenin durumu da bunu gerektirir.
Çünkü o, düşmandan Allah’a sığınır ve bilir ki Allah,
o düşmanı görmekte, onun tuzak ve şerrini bilmektedir.
Allah teâlâ da kendisine sığınan kimseye kendisinin onun
sığınıp yalvarmalarını işittiğini bildirmektedir. Yani Allah,
onun sığınma dualarına icabet edeceğini, düşmanını gördüğünü
ve o düşmanın tuzaklarını bildiğini ifade etmektedir.
Tâ ki böylece Allah’a sığınan kişinin ümidi artsın ve
tüm kalbiyle Allah’a duaya yönelsin.
2. İkinci vesile: Takva sahibi olmak, Allah’ın emir ve
yasaklarına uymaktır. Zira kim takva sahibi olursa Allah,
onun işlerini üstlenir ve onu bir başkasına havale etmez.
Nitekim Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer sabreder
ve takva sahibi olursanız, onların hilesi size hiçbir zarar
vermez.”(175)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de İbn Abbâs’a hitaben
şöyle buyurmuştur: “Allah’ı (O’nun emir ve yasaklarını)
muhafaza et ki, Allah da seni muhafaza etsin. Allah’ı
(O’nun emir ve yasaklarını) muhafaza et ki, O’nu daima
karşında bulasın.”(176)
Allah’ın emir ve yasaklarını muhafaza eden kimse,
O’nu nereye yönelirse yönelsin karşısında bulur. Allah’ın
karşısında olup koruduğu kimse de artık kimden korkar,
kimden çekinir ki?!
3. Üçüncü vesile: Düşmana karşı sabırlı olmak, onunla
kavga etmemek, ondan şikâyetçi olmamak ve hatta içinden
ona kötülük etmeyi bile geçirmemektir. Çünkü hasetçi
ve düşmana karşı zafer kazanmanın en etkili yolu sabır ve
Allah’a tevekkül etmektir.
4. Dördüncü vesile: Allah’a tevekkül etmektir. Çünkü
kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter. Tevekkül, halkın
eziyetleri, zulmü ve düşmanlığı gibi kulun üstesinden
gelemediği kötülükleri defetmede en güçlü vesilelerdendir.
Bu konularda tevekkül, en güçlü vesilelerdendir; çünkü
tevekkül eden kişinin imdadına Allah yetişir. Kimin de
imdadına Allah yetişir ve onu korursa, düşmanı ona hiçbir
şey yapamaz. Ona sıcak, soğuk, açlık, susuzluk gibi kaçınılmaz
bir takım eziyetlerden başka bir zarar veremez. Allah
teâlâ şöyle buyuruyor: “Kim Allah’a tevekkül ederse O,
ona yeter.”(177)
5. Beşinci vesile: Kalbi kendisinden çekinilen kötülükle
meşgul etmemek, onu düşünmemek ve her akla gelişinde
onu zihinden silmeye çalışmaktır. Böylece insan
ona önem vermez, ondan korkmaz ve kalbi onun düşünceleriyle
dolup taşmaz. Bu ise o kötülüğü defetmeye yardımcı
olacak en güçlü vesilelerden ve en faydalı ilaçlardan
biridir. Zira bu, aynı şuna benzer: Bir adamı düşmanı, yakalamak
ve ona zarar vermek için arar. Şâyet o adam düşmanının
karşısına çıkmaz ve o ikisi bir araya gelmezlerse,
hatta o, düşmanından uzaklaşırsa düşmanı ona hiçbir şey
yapamaz. Ancak o ikisi karşılaşır ve bir araya gelirlerse
korkulan olur.
6. Altıncı vesile: Allah’a yönelmek ve O’na karşı ihlâs
sahibi olmak, kalbe nefsinin düşünce ve kuruntuları yerine
Allah sevgisini, O’nun rızasını ve O’na sığınmayı yerleştirmektir.
Bunlar, nefsin düşünce ve kuruntuları gibi kalbe
yavaş yavaş girip yerleşir, derken onlara galip gelir, onları
boğar ve tamamen yok eder. Böylece bu kişinin bütün düşünce,
endişe ve kuruntuları, Allah sevgisine, O’na yakın
olma, O’nun sevgi, rıza ve şefkatini kazanma ve O’nu anmaya
dönüşür. Tıpkı gerçek manada seven kimsenin kendisine
iyilik eden sevgilisini hatırlaması gibi. Onun gönlü,
sevgilisinin sevgisiyle doludur. Dolayısıyla da kalbi onu
hatırlamadan edemez, ruhu da onun sevgisinden vazgeçemez.
7. Yedinci vesile: Düşmanlarını başına musallat eden
günahlarından dolayı kişinin Allah’a tevbe etmesidir.
Nitekim Allah teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle
işlediğiniz (günahlar) yüzündendir.” (178)
Kula eziyet eden birisi, onun başına ancak bir günah
dolayısıyla musallat olur. Kul ise o günahı ya bilir ya da bilmez.
Bilmediği günahları bildiklerine göre kat kat fazladır.
Yine yapıp da unuttuğu günahları hatırladıklarına oranla
çok daha fazladır.
Kulun saadetinin alameti, fikir ve düşüncesinin kendi
nefsine, günah ve kusurlarına yönelmesi, onlarla, onları
tevbe ederek düzeltmekle meşgul olmasıdır. Böylece
onun kalbinde, başına gelen musibeti inceden inceye düşünecek
yer kalmaz. Aksine o, tevbe etmeye ve kusurlarını
düzeltmeye koyulur. Allah da ona yardım etmeyi ve onu
koruyup kollamayı kendi üstüne alır.
8. Sekizinci vesile: Elden geldiğince çok sadaka vermek
ve iyilikte bulunmaktır. Çünkü bunun musibetleri defetmede
hayret verici bir etkisi vardır. Bu konuda elde eski
ve yeni nesillerin tecrübelerinden başka bir delil olmasaydı,
o bile bunun doğruluğu konusunda yeterdi. Nitekim
iyilik edip sadaka veren kimselerin başına neredeyse hiç
musibet gelmez. Nadiren bir musibet gelecek olsa da ona,
Allah tarafından lütuf, yardım ve destek yetişir ve o musibet,
onun hakkında hayırlı bir neticeye dönüşür.
9. Dokuzuncu vesile: Kötülük yapan kıskanç kişinin
ateşini ona iyilik etmek sûretiyle söndürmektir. Ancak bu,
nefse en zor, en ağır gelen vesilelerdendir. Onu ancak Allah
tarafından nasibi büyük olanlar başarabilir. Bu şöyle olur:
Hasetçi, kıskanç ve kötülük yapan kişinin ateşini ona iyilik
yaparak söndürmeye çalışırsın. O, haset, kıskançlık ve kötülüğü
artırdıkça sen ona daha fazla iyilik yapar, daha içten
ve samimi davranır ve daha çok acırsın. Böyle bir şeyi yapmayı
bırak, olabileceğine dahi ihtimal vermediğini tahmin
edebiliyorum. Eğer öyle düşünüyorsan, o zaman Allah’ın
şu sözünü iyi dinle:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel şekilde
sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse,
sımsıcak bir dost gibi olur. Buna (bu güzel davranışa) ancak
sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük
nasibi olan kimse kavuşturulur.”(179)
10. Onuncu vesile: Bütün bu vesileleri kendinde toplayan
ve onların temelini oluşturan saf tevhiddir. Tefekkürle
sebeplerden yola çıkarak o sebepleri var eden azîz
ve hakîm olan Allah’a ulaşmaktır. O sebeplerin rüzgârın
hareketi mesabesinde bir takım vasıtalar olduğunu, o vasıtaların
onları yaratan ve harekete geçiren zatın elinde olduğunu
ve O’nun izni olmadan fayda ve zarar veremeyeceklerini
bilmektir. Nitekim Allah teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine
O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse,
O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur.”(180)
Tevhid, Allah’ın en sağlam kalesidir. Oraya giren emniyet
içinde olur. Nitekim seleften bazıları: “Allah’tan kor-kan kişiden her şey korkar; Allah’tan korkmayan kişi ise
her şeyden korkar.”(181) demiştir.(182)
II. Sihrin belirtileri
Geçen bölümlerde sihrin hakikatini ve tesirini kabul
edenlerle etmeyenlerin delillerini incelemiş ve kabul
edenlerin delillerinin daha kuvvetli, Allah’ın Kitabı’na ve
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in Sünneti'ne uygun olduğunu
görmüştük. Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e sihir
yapıldığını ve bu sihrin etkisiyle hastalandığını da zikretmiştik.
Bütün bu sayılanlardan, sihrin hakikati ve etkisi
olduğu neticesine varıyoruz. Nitekim bu, sihir yapılmış
hastaların tedavisiyle uğraşanların tecrübesiyle de sabittir.
Zira onlar, sihrin bu gerçeği ortaya koyan bir takım hallere
yol açtığını müşahede etmişlerdir.
İşte bu sebeple, bu konuda sihrin yol açtığı hallerden
bazılarının belirtilerini ele alacağız. Zira sihrin çeşitleri ve
yapılış amaçları farklı olduğu gibi etkileri de farklı farklı olmaktadır.
Sonraki konu ise Allah’ın izniyle farklı sihir türlerini
tedavi edecek olan rukye hakkında olacaktır. Ayrıca
sihrin farklı hallerine ve bu hallerin gerektirdiği durumlara
göre âyet ve dualardan fazla ya da eksik okunacak olanlara
ve her halin tedavi süresine dikkat çekilecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ilmihavas.dialog.tv
 
SİHİRDEN KORUNMAK İÇİN DUA VE ZİKİR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İLAHİ ŞİFA RAHMETİ :: SİHİR BÜYÜ NAZAR VE TEDAVİLERİ-
Buraya geçin: